Otomatik Portakal'ın Düşündürdükleri

Otomatik Portakal'ı izledik bir arkadaşımla geçende. Daha önce kitabını okumuştum. Kitabını okuduğumda odaklandığım nokta daha çok işin özgür iradenin engellenmesi kısmıydı. Kimi kötülüklerin engellenmesi için özgür iradeden feragat etmek makul müdür? Makulse bunun pratiğe geçirilmesi mümkün müdür? Benim ilk soruya cevabım evet olurdu. Diğerine ise olumsuz cevap veriyorum.
Olumsuz cevap vermemdeki ilk sebep kaygan zemine açık olması. Böyle bir "tedavi" icat edilse işlerin bir sonraki aşamaya getirileceği, kişilerin kendi değer yargılarını objektif değer yargısı gibi sunup diğer insanların tedavi edilmesi gerektiğini önermesi uzak gelmiyor. Bugün bile birçok insan sahip oldukları farklı ve diğerlerine zararsız değer yargılarından ötürü linçleniyor. Linç halihazırda epey sıkıntılı iken böyle bir tedavinin getirilmesi göze alınamayacak bir risk gibi duruyor. İkinci problemse bu tedavilerin yan etkileri. Mesela kişilerin tecavüzden iğrenmesini sağlayabiliriz ama bunun kişilerin normal cinsel ilişkilerine etki etmemesini sağlamak mümkün müdür? Bir başka problem ise kişileri bu kadar pasifize etmenin onları kendilerini bile savunmaktan aciz hale getirmesi ve bunun, diğer insanların onlara karşı kötülük yapmasına sebep olacak olması. Zanlının kötülüğünü azaltacağız derken zanlıyı kötülüğe açık hale getirmiş oluyoruz gibi duruyor.
İlk soruya evet dememin sebebi ise kimi acıların yol açtığı hasarın engellenmesinin özgür iradeden yaptığımız feragate değeceğini düşünmem. Açıkçası bu konuda herkesi ikna edebilecek, objektif olarak değerli bir argüman sunulabileceğini sanmıyorum. Çünkü özgür iradenin değerinin ne olduğu ve onun yararla karşılaştırılmasının nasıl olacağı belirsiz. Burada değerler hiyerarşisinde bizim yararı özgür iradeden üste koyup koymuyor olmamız belirleyici. Birini diğerine üstün tutmak için sezgisel olmayan bir sebebe sahip olduğumuzu sanmıyorum.
Bu konu aslında din felsefesindeki kötülük problemi ile de bağlantılı. Evrendeki kimi kötülüklerin engellenmesi adına Tanrı özgür irademizi kısmalı mıydı? Benim buna da cevabım üstte olduğu gibi evet. Fakat yine dediğim gibi bunu bir Tanrı'nın yapması ile insanın yapması epey farklı. İnsanda pratikte ortaya çıkan problemler, ortaya çıkacak potansiyel yarara ağır basıyor gibi geliyor bana.
Kitabı okuduğumda bunları düşünmüştüm. Filmde ise beni düşündüren kısım daha çok vicdan, empati ve bilgi-ahlak ilişkisi konuları oldu. Bizim vicdan dediğimiz şey -tanımını nasıl yapabiliriz bilmiyorum- empatiyle yakından ilişkili gibi geliyor bana. Kişiler, kendileri ile baş başa kaldıkları vakit kimi eylemlerinden ötürü vicdani rahatsızlık duyuyorlar. Mesela empati yetenekleri çok kısıtlı olan sosyopat ve neredeyse hiç empati yapamayan psikopatlar ise hakim karşısındaki tavırları ile bu vicdani rahatsızlığı duymadıklarını gösteriyorlar.
Bir diğer mesele ise bilgi ve ahlak konusu. Sokrates, insanın kötülüğünün onu bilgisizliğinden kaynaklandığını söylüyordu. Bana ilk bakışta bu fikir hiç makul gelmese de üzerine düşününce aslında epey haklılık payı olduğunun farkına vardım. Hala kötülüğü tamamen bilgisizliğe yıkabileceğimizi sanmıyorum, ortada belli bir seviyede irade probleminin de olduğunu düşünmekteyim. Fakat en azından şunu söyleyebileceğimizi düşünüyorum: Yeterli derecede empati potansiyeline sahip insanların eylemlerinde bilgisiz olmaları epey etkili.
Buradaki bilgisizlik ile kastım eylemin sonuçları hakkında salt teorik bilgi değil. Karşıdakinin hissedeceklerini tam olarak kavrayamama da bu kapsama giriyor. Mesela eşini aldatan bir insan, eşinin aldatmayı öğrendiğinde yaşayacağı duyguları hakkında bir şekilde tamamen bilgiye sahip olsaydı -tahmini bilgiden bahsetmiyorum, üzüleceğini biliyor elbette- yine de aldatabilir miydi? Aldattıktan sonra eşinin üzüntüsünü sürekli gözlemliyor olsaydı eyleminden pişman olmaz mıydı? Bana yüksek ihtimalle pişman olurdu gibi geliyor. Bunu yapılan kötü eylemleri aklamak için söylemiyorum zira cahilliği de eğer diğer insanlara doğrudan etki etmekteyse ahlaken kötü olarak görmekteyim. Yani kötü bir eylemde bulununca eylemin sebebinin bilgisizlik olması o eylemi meşru yapmıyor.
Sonuç olarak, kitap da film de güzeldi. Bu kadar konu hakkında düşündürüyor olması kitabın ve filmin içeriğinin doluluğuna işaret gibi. Filmdeki tiyatral hava hoşuma gitmediği için kitabı daha tercih edilebilir buluyorum. Aslında genel olarak kitapları filmlere tercih ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Schopenhauer'in Aşk Hakkındaki Görüşleri Üzerine

Fikir Özgürlüğünün Sınırları

Mizah Nedir?